Miras bırakanın sağlığında yaptığı taşınmaz devirleri, mirasçılar arasında en sık karşılaşılan uyuşmazlıkların başında gelmektedir. Özellikle görünürde satış veya devir işlemi yapılmasına rağmen taraflar arasında taşınmazın daha sonra geri devredileceği konusunda bir güven ilişkisi bulunması halinde "inançlı işlem" iddiası gündeme gelmektedir.
Ancak bu tür davalarda çoğu zaman gözden kaçan önemli bir husus vardır: Davayı kimin açabileceği ve mirasçının tek başına dava açma hakkının bulunup bulunmadığı.
İnançlı İşlem Nedir?
İnançlı işlem, bir malın veya hakkın belirli bir amaçla geçici olarak başka bir kişiye devredilmesi ve amacın gerçekleşmesinden sonra tekrar devredilmesinin kararlaştırılmasıdır.
Uygulamada özellikle;
- Borçlardan korunmak,
- Ticari faaliyetleri sürdürmek,
- Geçici güven ilişkileri kurmak,
- Taşınmazın belirli süre başka kişi üzerinde görünmesini sağlamak
amacıyla yapılan devirlerde inançlı işlem iddialarıyla karşılaşılmaktadır.
Mirasçılar Tek Başına Dava Açabilir mi?
Miras bırakanın yaptığı işlemin inançlı işleme dayandığı ve taşınmazın gerçekte terekeye ait olduğu iddia edildiğinde, ileri sürülen hak yalnızca bir mirasçının kişisel hakkı değildir.
Bu durumda dava konusu edilen hak, terekeye ait bir haktır.
Türk hukukunda mirasın açılmasıyla birlikte tereke, mirasçılar arasında elbirliği mülkiyetine tabi hale gelir. Tereke üzerindeki haklar kural olarak tüm mirasçılara birlikte aittir.
Bu nedenle terekeye ait bir hakkın ileri sürüldüğü davalarda, mirasçılardan birinin yalnızca kendi payına dayanarak tek başına dava açması her zaman mümkün değildir.
Yargıtay'ın Değerlendirmesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.02.2026 tarihli, 2026/739 Esas ve 2026/1303 Karar sayılı ilamında;
Miras bırakan tarafından yapılan taşınmaz devrinin inançlı işleme dayandığı ileri sürülmüş ve davacı mirasçı kendi miras payı oranında tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.
Ancak Yargıtay;
- İnançlı işlemden kaynaklanan hakkın terekeye ait olduğunu,
- Davalının terekeye göre üçüncü kişi konumunda bulunduğunu,
- Davacının yalnızca kendi payına dayanarak hareket ettiğini,
- Bu nedenle aktif dava ehliyetinin bulunmadığını,
kabul ederek davanın reddine ilişkin kararları onamıştır.
Tereke Temsilcisi Atanması Gerekebilir
Mirasçılar arasında uyuşmazlık bulunması veya tüm mirasçıların birlikte hareket etmesinin mümkün olmaması halinde, Sulh Hukuk Mahkemesinden terekeye temsilci atanması talep edilebilir.
Tereke temsilcisi atandıktan sonra terekeye ait haklar, temsilci tarafından takip edilerek dava konusu yapılabilir.
Bu yöntem, özellikle mirasçılar arasında görüş ayrılığı bulunan dosyalarda hak kayıplarının önüne geçmektedir.
Sonuç
İnançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davalarında haklı olmak kadar davanın doğru kişiler tarafından açılması da önem taşımaktadır.
Eğer ileri sürülen hak terekeye aitse, yalnızca bir mirasçının kendi payına dayanarak dava açması çoğu zaman yeterli olmayacaktır. Bu nedenle dava açılmadan önce miras ortaklığının yapısı, diğer mirasçıların durumu ve gerekiyorsa tereke temsilcisi atanması hususları dikkatle değerlendirilmelidir.
Aksi halde mahkeme, uyuşmazlığın esasını incelemeksizin davayı dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedebilecektir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 23.02.2026 tarih, 2026/739 E., 2026/1303 K.